DUALARLA BULUŞMAK ÜMİDİ İLE



SADECE ALLAH'IN EMRİ

  • 8/2/2008

 

 

HAFTANIN DUASI

  • 1/2/2008

EY GÜÇ VE KUVVETİN YEGANE SAHİBİ RABB!İMİZ! SEN KAVİ'SİN BİZ İZE SENİN ZAYIF ACİZ VE MUHTAÇ KULLARINIZ. BİZİ SENDEN BAŞKA KİM KORUYUP KOLLAYABİLİR. NE OLUR SALİH KULLARINI SEVİNDİRDİĞİN GİBİ BİZİ DE LÜTÜFLARINLA SEVİNDİR VE ÜZERİMİZDEKİ NİMETLERİNİ TAMAMLA. BİZE VE YERYÜZÜNÜN DEĞİŞİK YERLERİNDEKİ BÜTÜN İNANANLARA ÖZELLİKLE ZULME VE HAKSIZLIĞA UĞRAMIŞ MAZLUMLARA DÜNYA VE UKBADA TASA VE ELEM SEBEBİ OLAN KÖTÜLÜKLERİN HEPSİNİ BERTARAF ET!

AMİN

Cuma günü içinde duaların kabul edildiği vakit

  • 1/2/2008

 

Cuma, dinimizde çok önemli kabul edilen haftalık toplu ibadet günüdür. Bu günde bir araya gelerek topluca Cuma namazını kılmak için Rabb’imize yöneliriz. Cenab–ı Hakk’ın bu güne has bazı lütufları vardır. Bu sebeple Cuma günü, uyanık bir kalb ve gönülle idrak edilmelidir. Efendimiz (sas), “Onda bir saat vardır; bir kul o saate ererse, Allah’tan her ne istemişse onu Allah kendisine mutlaka verir.” buyurur. Bu ânın ne zaman olduğu hususunda değişik sözler söylenmiştir.

Mesela; Abdullah ibn Selam (ra); “Allah Rasulü (sas) oturuyordu. Ben, ‘Allah’ın kitabında  şu ifadeyi buluyoruz: Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, mümin kul o saati denk getirerek namaz kılıp Allah’a dua ettiği takdirde isteği mutlaka yerine getirilir.’ dedim. Benim bu sözüm üzerine Rasulullah, ‘Yahut bir saatin bir kısmı.’ diye bana işaret buyurdu. Ben de; ‘Doğru söylediniz veya bir saatin bir kısmı’ diyerek sözümü düzelttim. Sonra sordum, ‘Bu vakit (Cumanın) hangi vaktidir?’ Bana, ‘O, gündüzün saatlerinin sonudur’ diye cevap verdi. Ben: ‘Bu saat namaz vakti değildir.’ deyince bana şu cevabı verdi: ‘Evet, mümin kul namaz kılar, sonra müteakip namazı beklemek maksadıyla oturursa o, sevap yönüyle aynen namaz kılıyor gibidir.” Buradan anlaşıldığına göre, tıpkı Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın içinde dönüp durduğu gibi, o an da Cuma günü içinde gezip durmaktadır. Dolayısıyla o dakikayı yaşayabilmek, Cuma gününü bir bütün olarak yaşayıp Allah’a tam bir teveccühle yönelmeye bağlıdır. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (sas), bu günü ashabıyla birlikte şuurlu olarak ve adeta bir miraç yapıyor gibi geçirmiştir. Rahmet–i İlahi’den ümit edilir ki, bu ruh ve hava içinde Cumayı değerlendirdiğimiz müddetçe, Cenab–ı Hak, duaların geçerli olduğu o dakikaya rastlatır ve dualarımızı kabul eder. Allah Resulü’nün hayatına baktığımızda O’nun da bu günde dua ettiğini ve Allah’ın dualarını kabul ettiğini görüyoruz. İşte Efendimiz’in bu müstecab dualarından bir örnek; Hz. Enes (ra) anlatıyor: “İnsanlar kıtlığa maruz kaldılar. Resulullah (sas) bir Cuma günü hutbe verirken bir bedevi kalkıp: ‘Ey Allah’ın Resulü! Malımız helak oldu, nicedir yağmur yağmıyor. Bizim için Allah’a dua ediver!’ dedi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu Vesselam ellerini kaldırdı. Biz gökte bir bulut göremiyorduk. Allah’a yemin olsun, daha ellerini geri çekmeden, semada dağlar gibi bulutlar peydah oldu. Derken daha minberden inmemişti ki, mübarek sakalından yağmur damlaları dökülmeye başladı. O gün, ertesi güne kadar yağmur yağdı. Daha sonraki gün de yağdı, onu takip eden günde de yağdı, hatta müteakip Cumaya kadar yağış devam etti. Öyle ki, o bedevi veya bir başkası gelip: ‘Ey Allah’ın Resulü! Binalarımız yıkıldı, hayvanlarımız suda boğuldu, bizim için Allah’a dua ediniz de artık yağmur kesilsin.’ dedi. Efendimiz (sas) ellerini kaldırıp: ‘Allah’ım, etrafımıza yağdır, üzerimize olmasın! (başka bir rivayette ise Allah’ım, (yağmur) etrafımıza yağsın, üzerimize değil! Allah’ım, dağların ve tepelerin üzerine, vadilerin içine, ağaç biten yerlere olsun.)’ diye dua etti. Eliyle bulutlara doğru işaret etti. Hangi istikametteki buluta işaret etti ise bulutlar orada açıldı. Bütün Medine buluttan temizlendi. Biz de çıkıp güneşte yürüdük.” Evet, Allah Resulü (sas) ellerini kaldırmış, Allah da yükselen bu isteğe icabet buyurmuştur. O halde, bizler de Cuma günündeki bu icabet saatini yakalamaya çalışmalıyız. Bu günü diğer günlere nazaran ayrı bir hassasiyet içinde dua ve ibadetlerle geçirmeliyiz.

Sayı: 37
Bölüm: Dini bilgiler

Gülünç bir yanlış anlama

  • 1/2/2008

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı anlatır: “Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman, yer ve kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.

Son altı aydır onun yanındayım. Ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok. Yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.” Bu olayı anlattıktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar. Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki, doktorun altı aylık kızıdır... Dr. Ruskin, gülünç bir yanlış anlamanın insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını anlatmaktadır.

Sende çocuk bende kuyruk acısı oldukça dost olamayız

  • 31/1/2008

Eski zamanlarda bir beldede fakir bir adam varmış. O kadar fakirmiş ki, köyün çobanı bile ondan zenginmiş. Adam bir gün dağda oduna giderken sıcaktan bunalmış. Bu vaziyette ağzını açmış sanki “Su! Su!” diye bağıran bir yılan görmüş. Adamcağız kendi kendine yılanı sulaması lazım geldiğini düşünmüş. Araya araya bir miktar su bularak yılanın üzerine dökmüş.

Yılan da hakikaten susuzluktan yanmakta olduğundan adamın döktüğü suyu büyük bir zevkle yalamaya başlamış ve adamdan memnun olduğunu belirten bir tavırla oradan çekip gitmiş. Birkaç gün sonra, adam yine ormana gittiğinde yılanı görmüş, yılan da adamı görünce boynunu bir tarafa kıvırarak -Ne yapayım ben? der gibi çekip gitmiş... Fakat adam dağdaki işini bitirip de evine dönerken yine yılanla karşılaşmış. Fakat bu sefer yılanın ağzında bir altın varmış, adamı görünce oraya adamın geçeceği yola bırakıp çekip gitmiş. Adam da altını alarak eve gelmiş. ikinci gün yılandan memnun olduğu için sevinçle bir kaba süt doldurarak yılanı gördüğü yere varmış ki yılan yine ağzında bir altınla adamı bekliyor. Adam sütü bir yere bırakmış yılan da hemen ağzındakini bırakarak süte koşmuş. Adam da altını alarak geri dönmüş ve arkadaşlık başlamış. Yani adamdan süt, yılandan altın... Derken adam zengin olup hacca gitmeye karar vermiş, oğluna da meseleyi uzun uzun anlatarak her gün bir şişe süt götürüp altını almasını söylemiş. Adam hacca gittikten sonra çocuk bir gün sütü götürmüş altını almış, ikinci gün, ben demiş her gün süt götüreceğime yılanı takip eder altının yerini öğrenir onu öldürürüm. Ondan sonra da altınların tamamını alır yılana süt getirmekten kurtulurum, demiş. Hakikaten ikinci gün sütü getirip altını aldıktan sonra, gitmeyip yılanı beklemiş. Yılan tam deliğine başını sokmuş, kuyruğunu da çekeceği zaman çocuk elindeki balta ile yılanın kuyruğunu kesmiş. Fakat yılan can havliyle çıkarak çocuğu sokup öldürmüş ve deliğine geri girmiş ama ölmemiş. Adam hacdan gelip durumu öğrenmiş; ama yine de yılana minnettar olduğu için süt götürmeyi ihmal etmemiş. Bir gün sütü götürdüğünde yılana: -Kabahat bizim çocukta, ben sana süt getirmeye devam edeyim, sen de bana altın getirmeye devam et! dediğinde yılan getirilen sütü içip lisanı hal ile şöyle demiş: -Arkadaş, bu zamana kadar böyle devam ettik. Fakat bende kuyruk, sende de çocuk acısı olduğu müddetçe biz dost olamayız. En iyisi sen rızkını, ben de rızkımı başka yerlerde arayalım, deyip çekip gitmiş. İşte meşhur darb-ı mesel böyle vuku bulmuş

HAFTANIN DUASI ( HAYIRLI CUMALAR)

  • 18/1/2008

 

 

EY YÜCELERDEN YÜCE SULTANIMIZ! SENDEN ULU VE MÜNEZZEH ZAT'ININ NURLARIYLA KAPLERİMİZİ ULVİ HAKİKATLERE AÇMANI DİLENİYORUZ. SALİH KULLARINI AYNI ZAMANDA BİRER İDRAK VE ANLAYIŞ KAHRAMANI HALİNE GETİRDİĞİN GİBİ BİZİ DE NEZD-İ ULUHİYETİNDEN GÖNDERECEĞİN MARİFET VESİLESİ İLİMLE DONAT VE İDRAK UFKU AÇIK KULLARINDAN EYLE... DOSTLARININ DUYUŞ VE GÖRÜŞ HİSLERİNİ NASIL İNKİŞAF ETTİRMİŞSEN , BİZLERİ DE ÖYLE, SADECE SENİ GÖRÜP SENİ DUYAN BAHTİYAR KULLARINDAN KIL !.. (AMİN)

<-Önceki::Sonraki->


dualarla










BANNERİMİ SİTENİZE
EKLEMEK İÇİN















NAMAZI İHMAL
EDENLER İÇİN



Video'daki İçli bir ses
kıyamet suresinden şu ayetleri okuyor...
"Artık gözünüzü açın!
ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,
"tedavi edebilecek kimdir?" denir.
(Can çekişen) bunun gerçek bir
ayrılış olduğunu anlar.
Ve bacak bacağa dolaşır.
İşte o (peygamberin getirdiğini)
doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.
Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.
Sonra da çalım sata sata yürüyerek
kendi ehline gitmişti. Layıktır (o azap) sana layık!
Evet, layıktır sana (o azap) layık.
İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir "
(Kıyame Suresi, 75/26-35)


Baş örtüsü
tesettür ün
dinimizde yeri nedir?