DUALARLA BULUŞMAK ÜMİDİ İLE



ŞEHİTLERİMİZİ SAYGIYLA ANIYORUZ

  • 18/3/2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Allah Rasulüne Cuma Günü Salavat Getirmek

  • 7/3/2008

Her zaman ve her durumda salavat getirilebilir. Ama Efendimizden nakledilen hadislere, eserlere, fiillere ve tavsiyelere baktığımızda, Cuma gününün diğer zamanlara göre özel bir yeri vardır bu konuda. İmam-ı Sehâvî, “el-Kavlu’l-bedî’ fi’s-salât ale’l-Habîbi’ş-Şefî” adlı eserinde değişik tariklerden pek çok hadis rivayet etmiştir ki bunların hepsi Cuma günü salavat getirmenin önem ve faziletini anlatmaktadır. Mesela, Evs b. Evs (ra)’dan rivayet edildiğine göre Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Günlerinizin en değerlisi Cuma günüdür. O günde Adem yaratılmış ve o günde ruhu kabzedilmiştir. Sûra üfürme o gündür, kıyamet o gündür. O günde bana çokça salavat getirin. Zira sizin salavatınız bana arzolunur.” Ashap Efendilerimiz buyurdular ki: Ya Resulallah! Sen çürümüş olacaksın, bizim salavatımız sana nasıl arzolunur? Buyurdu ki: “Allah peygamberlerin cesetlerini yemeyi toprağa haram kılmıştır”

Aişe (ra)’dan rivayet edildiğine göre:

“Kim Cuma günü bana salavat getirirse, kıyamet gününde ona şefaatim hak olur”

Enes’den rivayet edildiğine göre:

“Cuma günü bana bolca salavat getirin. Çünkü Cebrail bana az önce geldi ve Rabbisinden şu bilgileri getirdi: Yeryüzünde bir müslüman sana bir kez salavat getirirse, ben ve meleklerim ona on kez salat ederiz”.

“Cuma günü bana çokça salavat getirin. Çünkü, Cuma, meleklerin şehadet ettiği şahitli bir gündür. Bana salavat getiren bir kulun sesi, nerede olursa olsun bana ulaşır.”

BEYTULLAHTA BEN

  • 22/2/2008

 

Bir sancak altında kaç milyon insan,
Ne tenleri benzer, ne dilde lisan...
Olmuşlar... Tek yürek, tek beden de can;
İnsanlığı gördüm...
Beytullah'ta ben...

Yedi bağın gülü, aynı destede,
Yetmiş iki millet, aynı listede,
Kaç milyon ''Âmin'' der, aynı bestede;
Tevhîd'le haşroldum...
Beytullah'ta ben...

Sînelerde alev, ne kül ne duman,
Dillerde bir soru: ''Vuslat ne zaman?''
Cehennem söndürür, böylesi îman...
Aşk ne imiş gördüm...
Beytullah'ta ben...

Okyanuslar aşmış, gelmiş nicesi,
Aç, susuz, uykusuz, gündüz gecesi...
Her nefes, dilinde Kur'ân hecesi;
Sevdâlılar gördüm...
Beytullah'ta ben...

Rabb'in o davetli misafirleri;
Doldurmuş, Mekke'de her karış yeri.
Dillerinde dinmez, ''LEBBEYK'' sesleri,
Arş'a yollar gördüm...
Beytullah'ta ben...

Bir damla misâli, kapılmış sele;
Zengin, fakir, paşa, nefer elele...
Yan yana secd'eder, sultanla köle;
Mahşerle tanıştım...
Beytullah'ta ben...

Kimi görmez gözü, elinde âsâ;
Lâkin, kalp gözünü açmış devâsa...
Yüzünde tebessüm, ne gam, ne tasa,
Döner durur gördüm...
Beytullah'ta ben...

Kimi, ayağında yarım çarığı;
Kaç yerinden kanar, topuk yarığı...
Meğerse; kefenmiş başta sarığı,
Ne âşıklar gördüm...
Beytullah'ta ben...

Baktım... Sofrasında, nice melekler;
Bir tas zemzem suyu, kuru ekmekler,
Gözleri Kâbe'de iftarı bekler,
Tokluğuma yandım...
Beytullah'ta ben...

Bir zerre gözü yok, dünya aşında,
Âhir rızkın arar, harman başında,
Rabb'in nazarını, Kâbe taşında;
Gören gözler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Kimi bahardadır, görmemiş yazı,
Kiminin geçiyor, Mevlâ'ya nazı;
Kılınır Kâbe'de vedâ namazı,
İmrendim.. El açtım,
Beytullah'ta ben...

Kiminde kalmamış, derman bacakta;
İki büklüm yürür, gitmez kucakta...
Erimiş.. Kaybolmuş.. Cenâb-ı Hakk'ta
Pervaneler gördüm..
Beytullah'ta ben...

O kambur sırtında, eski torbası,
Torbasında sanki, Cennet urbası..
Hele bir, kıyamda var ki durması;
Göz göz oldum, doldum...
Beytullah'ta ben...

Bin rütbeyi, bir secdede atlayan,
Bir secdeyi, yüz binlere katlayan,
Bu kârını meleklerle kutlayan,
Ne tâcirler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Hacerü'l-Esved'de adın yazdıran,
Îman pençesinde, nefsi ezdiren,
Yücelen ruhuna, Arş'ı gezdiren,
Ne veliler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Unutmuş... Dünyanın vefâ derdini,
Yıkmış... Kalbindeki, riyâ bendini,
Öyle teslim etmiş, Hakk'a kendini;
Canda Cânân gördüm...
Beytullah'ta ben...

Bir sevdâ seli var, Safâ Merve'de;
Damlalar köpürmüş, vecde girmede.
Nice peygamberler, nice zirvede;
Durup bakar gördüm...
Beytullah'ta ben...

İbrahim Makâmı, sultan sofrası;
Sunulur herkese, bir kevser tası...
Bir cennet şöleni, perde arkası,
Ne sahneler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Melekler almışlar, şölenden payı;
Sarmışlar, Kâbe'de bütün semayı.
Kalem anlatamaz, bu içtimayı,
Âciz bir kul oldum...
Beytullah'ta ben...

Kaç yerinden açılmış, gökte kapılar;
Ardında saraylar, zümrüt yapılar,
Vâdeleri sonsuz, nice tapular;
Elden ele gördüm...
Beytullah'ta ben...

Durdum da, tavâfı seyrettim hayran;
Gördüm: Bir kâinat misâli devran...
Hangisi melektir, hangisi insan?
Şaşırdım çok zaman...
Beytullah'ta ben...

Bir sağnak misâli selâm yağmuru,
Gönüller yıkanmış, kalpler dupduru.
İhlâs ateşinde, nice hamuru;
Pişiyorken gördüm...
Beytullah'ta ben...

Yaş desem... Yaş değil, gözlerden akan,
Bir sel ki, günahlar bendini yıkan...
Kâbe göklerinden, semaya çıkan;
Merdivenler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Dağlar, taşlar, vecde gelmiş kavrulur,
Kum tanesi, ''Allah'' diye savrulur...
Göz nereye baksa, Rahman'ı bulur,
Ne zikirler duydum...
Beytullah'ta ben...

Ter döktüm.. Susadım, nefsimden yana,
Başkası bir lezzet vermedi bana;
Dediler: ''Bu zemzem, şifadır cana''
İçtim kana kana...
Beytullah'ta ben...

Mescid-i Haram'da dokuz minâre;
Diyor ki: ''Bendedir, gaflete çâre''
Bir günde beş kere, yürek bin pâre;
Ezanlar dinledim...
Beytullah'ta ben...

Bir mânâ sarayı, Mescid-i Haram;
O ne ince nakış, o ne ihtişam...
Her kalbe, Muhammed Aleyhisselâm;
Bin taht kurmuş gördüm...
Beytullah'ta ben...

Vah ki bana! Bunca yıldır gülmezdim,
Gözlerimden böyle yaşlar silmezdim.
Vah ki bana! Huşû nedir bilmezdim;
Tattım o lezzeti...
Beytullah'ta ben...

Yıllar geçti, aramakla özümü;
Dünya malı kör etmişti gözümü,
Unutmuştum, ''Kâlû Belâ'' sözümü;
Gör ki hatırladım...
Beytullah'ta ben...

Çekildi kapımdan, şeytân-ı kebir,
Çekildi kanımdan, zorbalık cebir,
Ne bir hased kaldı, ne gurur kibir;
Yerle yeksan oldum...
Beytullah'ta ben...

Bir zaman derdim ki: ''Yâ Rabbî neden,
Bir daha istiyor, bir kere giden?''
Meğer bilemezmiş, insan gitmeden;
Aldım cevabımı...
Beytullah'ta ben...

Gördüm ki; bu dünya bir oyalanma,
Halime bakıp da, mutluyum sanma.
Bedenim Kâbe'den uzakta amma;
Gönlümü bıraktım...
Beytullah'ta ben...

 

CENGİZ NUMANOĞLU

DUANIN ÖNEMİ

  • 22/2/2008
Ey Müslüman kardeşlerim.Her insan Allah(c.c)`ın kuludur.
Yüce Mevlamız Kuran-ı Kerim`de "Duanız olmasaydı,ne ehmmiyetiniz olurdu!","Allah`ın fazlından isteyin","Bana dua ediniz ki kabul edeyim" buyuruyor.

Hadis-i Kutside de:"Bana dua etmeyene gazap ederim","Kulum bana dua edince onunla beraber olurum." buyurmuşlardır.

Yine Rasulü Ekrem efendimiz "Acele etmediğiniz taktirde duanız kabul olunur.Dua ettim fakat kabul edilmedi şeklindeki sözler duanın kabul olmasına manidir." buyuruyor.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
"Dua ibadettir. "Ebû Dâvûd, Vitir 23

"Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir. "Müslim, Zühd 74.

"Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!"Müslim, Salât 215.

"Kendisine iyilik edilen bir kimse o iyiliği yapana, cezâkellâhü hayran: Allah seni hayırla mükâfatlandırsın, derse, ona en iyi şekilde teşekkür etmiş olur. "Tirmizî, Birr 87

Yine Müslim'in Târık İbni Eşyem radıyallahu anh'den rivayet ettiğine göre, Târık Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i dinlerken bir adam gelerek:
- Yâ Resûlallah! Rabbimden bir şey isteyeceğim zaman nasıl dua edeyim? diye sordu. Resûl-i Ekrem de şöyle buyurdu:
- "Allâhümmağfir lî verhamnî ve âfinî verzuknî: Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver, de. Bu sözler senin hem dünya hem de âhiret için istemen gereken şeyleri ihtiva eder."Müslim,Zikir 36

Ebû Ümâme radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e:
- Hangi dua daha çok kabul edilir? diye sordular.
- "Gecenin son saatlerinde ve farz namazlardan sonra yapılan dua" buyurdu.Tirmizî, Daavât 79.

"Yeryüzünde bir müslüman Allah'tan bir şey dilerse, günah bir şeyi istemediği veya akrabası ile ilgisini kesmeyi arzu etmediği sürece Allah onun dileğini mutlaka yerine getirir veya ona vereceği şey kadar bir kötülüğü kendisinden giderir. "
Orada bulunanlardan biri:
- O takdirde biz Allah'tan çok şey isteriz, deyince, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Allah'ın lutfu dilediğiniz şeylerden daha çoktur" buyurdu.Tirmizî, Daavât 115.

İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir keder ve üzüntü hissettiği zaman şöyle dua ederdi:
"Lâ ilâhe illallâhü'l-azîmü'l-halîm. Lâ ilâhe illallâhü rabbü'l-arşi'l-azîm. Lâ ilâhe illallâhü rabbü's-semâvâti ve rabbü'l-ardı ve rabbü'l-arşi'l-kerîm: Azamet ve hilim sahibi olan Allah'tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Azametli arşın sahibi olan Allah'tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Göklerin rabbi, yerin rabbi ve yüce arşın rabbinden başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. "Buhârî, Daavât 27

"Bir müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona, 'duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin' diye dua eder."Müslim, Zikir 87
 
 
ALINTI:islamiforum

HAYIRLI CUMALAR

  • 22/2/2008

İNAN

AMA YALNIZCA BİLDİĞİN GERÇEKLERE

GÜVEN

AMA YALNIZCA İÇİNDE BAĞLANDIKLARINA

SEV

AMA YALNIZCA HAK EDENLERİ

PAYLAŞ

AMA YALNIZCA DEĞERİNİ BİLENLERLE

ÇALIŞ

AMA YALNIZCA DOĞRULUK YOLUNDA

YAŞA

AMA SAKIN ÖLÜMÜ AKLINDAN ÇIKARMA

 

NEREYE GİDİYORUZ!!!!

  • 18/2/2008

 

 


         Zaman çok boşa geçiyo dünyanın sahte büyüsüne kendimizi kaptırmış gidiyoruz ne değer yargımız kalmış ne de iman.Sona gelmişiz ama farkında bile deyiliz yaşantılarımız sadece biraz kaos tek derdimiz maddiyat ve gösteriş. Dostluklar bitmiş çıkar ve sahte tebessümler almış yerini, gözleri ve kalpleri haram bürümüş. Attığımız her adım günaha dönüşmüş birbirimize haram yolları hoş gösterip önerir olmuşuz. Ama ne yazıkki her şeyin farkında olduğumuz halde hiç bir şeyin farkında deyilmişiz gibi davranıyoruz dini duygular sadece dini terimler olmuş nereye gidiyoruz ve gerçekten bunun için mi geldik geliş amacımıza ne kadar uyğun yaşıyoruz.


     Acaba Allah sadece dara düştüğümüzde anmak için mi var.yoksa isteklerimizi karşılamak için zaman zaman ona yaptığımız duygu sömürüleri için mi .Ne zaman uyanıcaz bu sahte rüyadan .Acaba uyandığımızda çok mu geç kalmış olucaz.


     Yoksa uyanmadan mı bitecek bu rüya.İçine sıkıştığımız hareket dahi edemediğimiz bu düzeni biz mi istiyoruz yani günahın ve küfrün gönüllü askerlerimiyiz.


     Günümüzün yüzbin de kaçını geliş amacımıza uygun geçiriyoruz.Hiç bi zaman dolduramadığımız içimizdeki boşluğun gerçekte iman boşluğu olduğunu bildiğimiz halde neden bunun farkında deyilmiş gibi yaşıyoruz.Kendimiz bu kadar boşluk içindeyken ne hakla çok rahatlıkla başkalarını yargılayıp yerden yere vuruyoruz.


      Ne zaman kendimiz olucaz.Yaşlanıp bizim için her şeyin artık boş olduğunu ve sonun çok yakın olduğunu hissettigimizde mi.Bu sizcede çok geç olmaz mı .O zaman neden bekliyoruz yoksa hala kendi kendimizi avutmamız devammı ediyo.


     Hepimizin korkuları var.Ama asıl korkmamız gerekenden korkmuyoruz, hepimizin sekdikleri var ama asıl sevmemiz gerekeni sevmiyoruz o bize yaklaştıkça biz kaçıyoruz.


     Kalbimizde kalan o yumuşaklığın tamamını söküp almadan hala şansımız varken ve başımıza bi felaket gelmeden neden af dileyip sana döndük gerçeği gördük demiyoruz.


     Yoksa yaptıklarımızdan mı utanıyoruz.Onun bizi affetmeyeceğinimi düşünüyoruz.


Hayır emin olun o sizi ve beni bütün hatalarımıza rağmen hala çok seviyo ve bizden pişman olduğumuzu gösterecek şeyler bekliyo.


     Ne kadar küçük çıkarlarımız için onu unutsakta o bizi asla bi saniye bile unutmadı ve hala bizde umudu var.ama ne yazık ki biz gene nankör olmaya devam ediyoruz.


    Hayatımızı kendimiz yönettiğimizi zannedip kazandıklarımızın, aklımızın ve güzelliğimizin kendi kabiliyetimiz ve becerimiz olduğunu zannediyoruz.Bize verilen rızkın yaratanla hiçbir ilgisi yokmuş gibi davranıyoruz.


    Hiçbir peygamberin ve patişahın yaşamadığı lüksü yaşıyoruz .kışın ortasın da yaz meyvesi yazın ortasında kış meyvesi bulabiliyoruz .sıcak yuvalarımız eşlerimiz çocuklarımız var.istediğimizi istediğimiz saatte yiyip içiyoruz.Ama bunları bize sağlayana şükür bile etmiyoruz.


    Ne olduda bu kadar kör ve nankör olduk.neden hayallerimizi hep dünya süslüyo yoksa cennete ve cehenneme olan inancımızı mı kaybettik.Bize nelerin günah nelerin sevap olduğu öğretilmedimi .ya da dünya gerçekleri unutturacak kadar tatlımı geldi

 

    Bence artık karar vermemizin zamanı geldi mi    .......   

ALINTI: "Dilaver  yücedağ" teşekkürler

<-Önceki::Sonraki->


dualarla










BANNERİMİ SİTENİZE
EKLEMEK İÇİN















NAMAZI İHMAL
EDENLER İÇİN



Video'daki İçli bir ses
kıyamet suresinden şu ayetleri okuyor...
"Artık gözünüzü açın!
ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,
"tedavi edebilecek kimdir?" denir.
(Can çekişen) bunun gerçek bir
ayrılış olduğunu anlar.
Ve bacak bacağa dolaşır.
İşte o (peygamberin getirdiğini)
doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.
Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.
Sonra da çalım sata sata yürüyerek
kendi ehline gitmişti. Layıktır (o azap) sana layık!
Evet, layıktır sana (o azap) layık.
İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir "
(Kıyame Suresi, 75/26-35)


Baş örtüsü
tesettür ün
dinimizde yeri nedir?